Son 5 Forum  1: Düşündüren sözler.....
  2: selam ebru sevenler..
  3: SeLamınAleYküM....
  4: TEBRİKLER ÇOK GÜZEL OLMUŞ!..
  5: merhabalaaar....
Haberimiz OLsun   1: ''Ankara'Dan Yansımalar'' İsim..
  2: Basine Sanat Malzemeleri..
  3: Nisan 2009 - 41 Kere Maşallah ..
  4: Mart 2009 - Suya Düşen Gözyaşl..
  5: Aralık 2008 - Aşk Suya Düşünce..
Son Eklenen Ebru Videoları  1: Karanfil Çalışması- Bahtiyar H
 2: Gelincik Çalışması - Bahtiyar
 3: Lale Çalışması-1 Bahtiyar Hıra
 4: Efsun Çalışması- BahtiyarHira
 5: Mustafa Düzman Belgeseli - Bah
Güncellemeler  1: Bahtiyar Ebru Evine Nasıl Ulaş..
  2: Ebru'daki Ana & Ara Renkler..
  3: Kamile Akdede..
  4: Ebruname - Mustafa Düzgünman..
  5: Ebru Yaparken Dikkat Edilecek ..
Giriş yada Kayıt OlŞuan Bağlı
  Misafir:9
  Üye:0
  Toplam: 9
  Toplam Üye: 559
Adı: Bahtiyar HIRA
Üye Adı: Bahtiyar Hıra


Hobileri: Ebru
eMail: bahtiyar@bahtiyarebruevi.com

  Bahtiyar Hıra hakkında:

1964 yılında Niğde' de doğdu. Ailesinin işi gereği yerleştikleri Ankara' da ilk, orta, lise tahsilini tamamladı. 1981 yılında evlenen Hıra birisi kız, diğeri erkek olmak üzere iki çocuk annesidir. Tezhip sanatına 1998' de Şahin İnalöz ile başladı ve Fatma Korkmaz ile yaptığı çalışmalara devam etti. Kamile Akdede, Timuçin Tanaslan ve Fuat Başar' dan ebru dersleri aldı. Ankara Büyükşehir Belediyesi' nin açmış olduğu Belmek kursunda ve daha birçok gönüllü derneklerde Ebru hocalığı yapmaktadır. Hıra halen Ankara' da meraklısının tekne, kitre, boyalar ve fırçalarla buluştuğu Bahtiyar Ebru evinde, geleneksel ebru sanatını aslını bozmadan, farklı tatlar katarak her yaş grubunda öğrencileriyle bu sanatın insana verdiği mutluluğu ve huzuru paylaşmaktadır. Bir çok karma sergilere katılan Hıra' nın yurt dışında ve yurt içinde çok sayıda kişisel sergileri açılmıştır.



SUYA YAZILAN HAYAT



Kimi zaman ruhların haykırışı... Kimi zaman sükunetin sesidir...

Gönüllü teslimiyettir, ebru sanatı...

Latife ÖZBEK



Mustafa Düzgünman 1950’de şöyle demiş, ebru sanatı için; “Türlü türlü şekillerle arz-ı didar eyleyen, Kitab, levha sair eşya zeyn-i envar eyleyen, Şuh ve cazip hatlarıyla kalb-i insan zevkiyab, Saltanat-ı ebrudur bu aşk-ı izhar eyleyen.”

Ebru öyle bir sanat ki; ruhların haykırışıdır kimi zaman... Kimi zaman ise sükunetin sesidir... Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, tanımlayanın ruhuna naiflik verir. Elimizde olmadan. Ebru sanatı, kendisine gönül verenleri çeker benliğine, renklerine katar, yok eder. Gönüllü yok oluştur, benliğinden vazgeçiştir bu.

Mustafa Düzgünman’ın satırlarında anlam bulan ebru sanatı, Bahtiyar Hıra Hanımefendi’nin atölyesinde ise hayat buluyor. Bahtiyar Hıra Hanımefendi’nin ebrunun renklerinde yok oluş süreci neydi? Nasıl bir güçtür ki ebru sanatı, Hanımefendi’nin benliğini kendi benliğine katabilmişti? Önce ete kemiğe bürünmüş zahiri benliğini anlatmaya başlıyor:

“1964’de Niğde’de doğdum. Babamın işi nedeniyle Ankara’ya taşındık.Herkes için zor olan hayat benim için biraz daha zordu. Babamı 13 yaşımda kaybettiğimizde, 5 kardeşimin tüm sorumluluğu annemin omuzlarına yüklendi. Çok cüzi olan emekli maaşımız yetmediği için annem çalışmak zorundaydı; yeri geldi çamaşır yıkadı, yeri geldi yorgan dikti. En sonunda halı tezgahını gecekondumuza kurarak, en iyi bildiği işi yapmaya başladı. Elimizde olanla yetinmeyi o dönemlerde öğrendik. Annemin kazancıyla 5 çocuğun okuması mümkün olmayınca, ortaokuldan sonra Olgunlaşma Enstitüsü’ne giderek öğretmen olmayı istememe rağmen, aileme destek olmak için eğitim hayatımı sona erdirip, ablamla birlikte bir tekstil firmasında çalışmaya başladık.”

Erken verilen bir kararla 16 yaşında evlendirilmiş Hıra Hanımefendi. Anadolu deyimle ‘Ne kız olduğumu bilmiş ne de gelin…’ 19 yaşında iki çocuk annesi. Eşinin amansız hastalığa yenik düşmesi ile 33 yaşında dul kalıyor. Hem de 13 ve 14 yaşlarında iki çocuğunun sorumluluğu ile.

O acımasız günleri yaşayanın ağzından dinlemek gerek: “Bu olay beni alt üst etti, maddi - manevi zor zamanlarımdı. Geriye dönüp o yıllara baktığımda; hep birileri benim adıma karar vermişti. Fanusta yaşayan bir süs balığı gibiydim. Bir evin içinde eşinin ve çocuklarının etrafında dönüp duran bir kadın: pişir, yedir, temizle, yıka, ütüle, ders çalıştır… Kendimi geliştirmeme, hatta bir arkadaşıma bile gitmeme izin yok. Eşimin vefatıyla büyük bir güç o fanusu okyanusa boşalttı. Koca ummanın içinde savunmasız, güçsüz, aciz ben… Çok zorlandım, bocaladım… Kendimi hayatın akışına bırakma lüksüm yoktu. Ergenlik döneminin zorluklarını yaşayan çocuklarımı, bu büyük şehrin yutup yok etmesine izin veremezdim. Ne olursa olsun hayatın karşısında dik durmak zorundaydım. Bu kadar olumsuzluklar içerisinde fark ettiğim en güzel şey; bundan sonraki yaşantımla ilgili kararları BEN VERECEKTİM…”

Zahiri benlikten sıyrılma zamanı gelmişti Bahtiyar Hıra Hanımefendi’nin. Artık sadece gönül gözlerinin görebileceği benliğinin sesini dinleme vaktiydi. Ebrunun renkleriydi aslında bu sesler.

“Dışardan lise eğitimine başladım. Ayrıca el sanatları, yorgan dikme, bilgisayar kurslarına gidiyordum. El sanatları hocamızın çalıştığı bir eser sayesinde tezhiple tanıştım. Ve bu alanda çalışmaya karar verdim. Desenlerle, renklerle sakinleştiğimi ve huzur bulduğumu fark ettim. Başka bir sınıfta ebru yapılırken gördüm ve adeta büyülendim. 9- 10 yaşlarında ilkokul öğretmenimizle bunu yaptığımızı, okul bahçesinde elimizde renkli kağıtlarla sevinçle koşturduğumuzu o an hatırladım birden. Kayıtlar dolduğu için o yıl ebru kursuna katılamadım ama, hocamızın müsaadesi ile bütün çalışmaları izledim.

Asıl orada başladı her şey… Bir şeyi çok istiyorsun, elini uzatsan dokunacaksın ama yapamayacaksın. Çünkü zamanı değil, beklemeyi ve sabrı öğrendim. Ertesi yıl kursla beraber Kamile Akdede Hanım’ın Atölyesi’nde de çalışmaya başladım. Ebru’nun büyüsüne kapılmıştım, tutku haline gelmişti… Ebru ile uğraşırken kendimden geçiyor, zaman mekan kavramı yok oluyordu. Sonra Timuçin Tanaslan Bey’den dersler almaya başladım. Ayrıca 18 ay her hafta sonu İstanbul’a Fuat Başar Hoca’ya gittim. Hocalarımdan sanatın inceliklerini öğrendim.”

Aradan dört yıl geçmişti. İlk sergisini Gölbaşı’nda açtı Hıra Hanımefendi. Hobi olarak başladığı ebru sanatı artık mesleği olmuştu. “İnsan yaptığı işten mutlu oluyorsa başarı kaçınılmazdır” gerçeği bir kez daha doğrulanıyordu. Kendisini özgür, huzurlu, mutlu hissettiği tek yer ebru teknesinin başı. Tekne, onun iç dünyasının gizemlerini aktardığı en rahat yerdi. Eski yıllarda ebrunun şifahanelerde tedavi amaçlı kullanılmasının sebeb-i hikmeti burada yatıyor olsa gerek.

Devam ediyor Hıra Hanımefendi ve bu günlere geliyor: “Mayıs 2006 yılında Bahtiyar Ebru Evi’ni açtım. Kursiyerlerime aslını bozmadan, yeni tatlar katarak klasik ebru öğretmekteyim. Onlara öncelikle sanat edebi vermeye çalışıyorum.

Yurtiçi ve yurtdışında birçok kişisel ve karma sergilere katıldım. Bana göre sanat; yaratan ve yaratılmış arasında bir köprüdür. Kişinin yaptığı sanat onun iç dünyasını yansıtır. Yapılan ebru el yazısı gibidir; baktığınızda hangi sanatçıya ait olduğunu anlarsınız. Üstelik bir ebrunun bir eşini daha yapmak mümkün değildir. Rabbimin tekliğini, eşi -benzeri olmadığını ve külli - cüz’i iradeyi görürüz.

Ebru dünya da Türk Kağıdı olarak bilinir. Geleneksel sanatlar, bildiğimiz üzere bizim öz kültürümüzü yansıtmaktadır. Geleneksel sanatların (ebru, tezhip, hat vs.) öncelikle bilinen sanat kavramı içerisinde görülmediği, Avrupa’dan bizim sanat kültürümüze sonradan giren plastik sanatların, daha çok itibar görmesi geleneksel sanatlarla uğraşanları üzmektedir.”

‘Marifet iltifata tabidir’ diyerek bir temennisi ile dönüyor ebrunun benliğinde yok olmak üzere teknesinin başına; “devletimizden bu konuda daha çok destek beklemekteyiz.”



WebSite(leri):
http://bahtiyarebruevi.com



    Ekip Galerisi Ana Sayfa    Site Ana Sayfa   


PHP-Nuke Copyright © 2004 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Thema Mavimsn.Com